Ispartalı’dan çok Burdurlu vardı

Hafta sonu Burdur merkez ve merkeze bağlı köylerde acımasızca bir elektrik kesintisi vardı. Keza yeni doğan bebekleri olan ebeveynler bile mayıs ayının ortasında bu kesintiden dolayı evlerini ısıtmak, bebeklerinin hasta olmaması için soba bile kurmayı düşündüler. Gazeteci olmamız hasebiyle tarafımıza bir çok tepki iletildi. Elektrikten sorumlu dağıtım şirketinin tutumu konusunda bir çok tepki vardı. Hafta sonunda evlerinde bir gün dinlenerek geçirmek isteyen bir çok vatandaşın elektriğe bağlı başta su olmak üzere ısınma, televizyon, internet gibi ihtiyaçlarını karşılayamadılar. Havanın yağışlı olması da insanların dışarıya çıkmalarını da muhalefet etti. Sabah 7’den akşam 17’ye kadar süren 10 saatlik elektrik kesintisi nedeniyle kimi iş yerleri kepenk kapatırken, kimi vatandaş evine tıkılmak zorunda kaldı. Sözde yaptığı açıklamada ‘’Vatandaşların daha kaliteli ve kesintisiz enerji temin edilmesi amacı ile enerji kesilmesi gerekmektedir” diyen elektrik dağıtım şirketi kesintisiz elektrik için 10 saatlik elektrik kesintisini uygun görmüştü.

“VATANDAŞA AYIP OLUYOR”

Peki hafta sonunda ben ne yaptığımı söyleyeyim. Hafta sonunda şarj ünitemizin yettiğince hazırladığımız haberleri Burdurweb’te yayınladıktan sonra Burdur’da avm olmaması gerçeği üzerine Isparta’daki herkesçe bilinen İYAŞ’a ailemle gittim. Mübalağa ediyorsam affedin ama inanın Ispartalı’dan çok Burdurlu hemşehrim vardı. Her meslek grubundan, her yaş grubundan Burdurlu, 10 saatlik elektrik kesintisinin verdiği stresi atmak üzere İYAŞ’ta soluğu almıştı. Kendilerini şahsen tanıdığım, simaen tanıdığım veya hiç tanımadığım o kadar çok Burdurlu vardı ki; dönüp dolaştığım avm’de sürekli selamlaştım. Hepsinden aldığım geri bildirim ve kanı ise şöyleydi; “Bu kadar süre yapılan ve son zamanlarda gerçekleşen sık sık elektrik kesintileri vatandaşa çok ayıp oluyor. Yetkililerin mutlaka vatandaşa kulak vermesi gerekiyor” şeklindeydi.

VATANDAŞIN SESİNE KULAK VER!

TEİAŞ Isparta Bölge Müdürlüğü’nün Burdur Trafo Merkezinde; yıllık bakım ve onarım çalışması için elektrik kesintisinin yapılacağı duyurulmuştu. Bu bakım ve onarım için elektrik kesintisi geceleri yapılamaz mıydı? Soruyorum. Bir çok kurum 24 saat vardiyalarla çalışırken, elektrikten sorumlu kurum kendi gecelerini aydınlatmayı beceremeyip neden gündüzleri insanların ihtiyaç duyduğu zamanlarda elektrik kesintisi uygulamak yerine geceleri bunu yapmıyordu? Buradan çağrıda bulunuyorum, yetkililerin, sorumluların vatandaşın sesine kulak vermesi gerekiyor ve bundan sonra vatandaşı mağdur etmemek adına daha dikkatli ve itinalı davranması gerektiğini belirtiyor, bu verdiğiniz elektrik kesintisi kararların sizin tekelinizde olmadığını ve olmaması gerektiğinin altını çiziyor, sizin müşteriniz olan vatandaşın her zaman haklı olduğunu yüksek sesle ifade ediyorum.

Haber-Analiz
Özgür DOĞAN
Gazeteci – Mühendis

Burdur’un kıymetini bilmiyoruz

Biz Burdurlular, Burdur’umuzun inanın kıymetini bilmiyoruz. Kabahati şehirde arıyoruz. Neden mi? Belki işgüzarlığımızdan, belki de etrafa at gözlüğü ile baktığımızdan…

Geçtiğimiz günlerde bir il dışı ziyaretim oldu. Hem iş hem de dostumuz olan bir ağabeyime  ziyaret etmek amacıyla gittiğim Antalya’da vaktim varken dostumun ofisine ziyaret etmeye önceliği verdim. Tarif ettiği adresi haliyle Antalya ili şartlarında navigasyonsuz bulmak biraz zor. Teknolojinin yardımıyla adresi buldum fakat etrafında aracımızı park edecek yer yok. Park yeri bulamayınca (bizim Burdur’da her yer otopark) en yakın kapalı otoparkı bulup aracımı park ettim. Belki kabahat bendedir ama aracımı park ettikten sonra dostumla telefonlaştım. Kendisine ofisine ziyarette bulunacağımI bildirdim. Ne yazık ki o saatte evde olduğunu bildiren dostumuz biraz geç geleceğini söyleyince Antalya’da vakit nakittir hesabıyla kendisine sonra ziyaret edeceğimi bildirerek otoparktan ayrılmaya koyuldum.

İşte Burdur’un kıymetini anlatacağım yer burası. Otoparktan çıkmak için gişeye uğradım. Gişede fişi uzattım ve gişe görevlisi ödeyeceğim tutarı söyledi. ‘’5 Lira’’dedi. Yanlış duyduğumu sandım ve bir daha sordum. Aynı cevabı söyledi. ‘’İstersen yazılı olarak asılı olan tarifeye bak’’    dedi. Sadece kısa bir süre kaldığımı ifade ettim. Kendisi de ‘’evet 10 dakika kalmışsınız. 0-1 saat 5 Lira’’ dedi. Ödemeye yaptım ve uzaklaştım.

Paranın ne kadar zor kazanıldığı bir dönemde bu kadar çok pahalı bir hizmeti tüketmek gerçekten içler acısı. Bu olay benim Burdur’umun kıymetini bilmem gerektiğini bir kez daha hatırlattı. 0-15 dakikası ücretsiz olan çoğu otoparkımızı kullanmayı bile tenezzül etmiyor, yetmiyor engellilerin geçiş güzergahlarını kapatıyoruz. Bu zamanda yaşadığımız bazı olaylardan ders çıkarıp Burdur’umuzun kıymetini anlamalı, otopark konusunda bile ne kadar cömert bir ilde yaşadığımızı bilmemiz gerekiyor.

Özgür Doğan

Gazeteci – Mühendis

 

İnsanlıktan yoksunluğu ithal mi ediyoruz?

Geçtiğimiz günlerde internet ortamında Çin’in bir kentinde yaşanan trafik kazasının videosunu görmüştüm. Hayretlerle izlediğim videoda bir motosikletli bir araçla çarpışıyor ve metrelerce uzağa sürücü savruluyor. Motosiklete çarpan araç ise hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor. İnsanlığın öldüğünü ispat edecek nitelikte olan bu kaza ve sonrası ise şaşırtmaya devam ediyor. Yerde yatan ve yaralanan motosiklet sürücüsü kazazedeye çevreden hiç yardımına koşan olmuyor. Videonun devamında yardım yerine, rutin trafikte seyreden araçlar geçiyor ama yine de yerde yatan kazazedeyi gördükleri halde hiçbir müdahalede ve insani davranışta bulunulmuyor.

Bu anlattığım yaşanmış hikaye gibi artık ülkemizde, şehirlerimizde hatta ve hatta kırsal kesimlerde insani ilişkilerin zayıfladığını görmekteyiz. Artık başta apartman hayatı olmak üzere komşu komşunun külüne değil insaniyetine muhtaç olunmuş durumda. Somut bir örnek vermek konuyu daha anlaşılırdır kılar sanırım. Eğer bir gün,  gece saatlerinde yüksek katlı bir apartmanda asansörden iniyorsanız, inme sırasında elektrikler kesiliyor da sizde iki kat arasında mahsur kalıyorsanız, sesinizi duyurma çabalarınıza karşın apartman sakinlerinden bir kişi dahi yardımınıza koşmuyorsa (ki bu yaşanmış bir hikayedir) artık ne komşuluktan, ne de insaniyetten orada bahsedilir.

Benim anlattığım bu iki örneğin ardından Çin’den aldığımız ucuz ve kalitesiz malların yanı sıra Doğu’nun kötü davranışlarını mı da artık alıyoruz sorusunu aklıma getirdi. Bazı insanlarımız insanlıktan yoksun kalmış, bana dokunmayan yılan bin yaşasın misali, acil yardıma ihtiyaç insanların durumlarını bile umursamaz hale getirmiş.

Peki soru şu; Bizi bizden eden, insanlığımızdan yoksun bırakan nedir?

Düşünmemiz lazım…

Özgür DOĞAN

Gazeteci – Mühendis

”Sözde” Burdur milliyetçileri

Burdur milliyetçiliği nedir? Burdur milliyetçiliği, kendi memleketinde milyonlarca lira kazanıp Burdur’a yatırım yapmamak değildir, Burdur’da üretilen bir ürünü sahip çıkmamak değildir, Burdur’un ismine, kültürel değerlerine, dağına taşına, gülüne gölüne sahip çıkmamak değildir. İşte Burdur milliyetçileri bunların dışında olan insanlardır. Saydıklarım ”sözde” Burdur milliyetçileridir.

Eğer sen ki kendi memleketinin değerlerine sahip çıkmıyorsan, Burdur’da kazandığının büyük bir kısmını Burdur’da harcamıyorsan, sen Burdur adına zerre kadar katkı koymuyorsan, Burdur’un gelişmesi için çaba harcamıyorsan, elini taşın altına koymaktan alıkoyuyorsan, vazife gelince kaçıyorsan, taşın arkasına sığınıyorsan, menfaat arıyorsan, laf ebeliği de yapıyorsan sen ”sözde” Burdur milliyetçisisindir.

Burdur’umuzun diğer illerden geri kalmasının birkaç nedeni var. Bunlardan bir tanesi çekememezliğimizin yüzünden birbirimizin kuyusunu kazmak, bir de Burdur’a çok faydalı olduklarını düşünen ve ifade eden ”sözde” Burdur milliyetçileri. Burdur, gelişecekse birlikteliğe, birlikte hareket etmeye, sahip çıkmaya, kısır çatışmalardan uzak kalmaya acilen ihtiyacı vardır. Aksi her koşul Burdur ve Burdurlunun aleyhinedir.

Özgür DOĞAN

Gazeteci – Mühendis

Güç zehirlenmesi yaşamak

Geçtiğimiz ocak ayı içerisinde ”Burdurlu hemşehrim; sözüm meclisten içeri” başlıklı köşe yazısı yayınlayarak, bazı vatandaşlarımızın Salda Kayak Merkezi yerine çevre illerdeki kayak merkezlerini tercih ettiklerini kaleme almıştım. Bugün kaleme aldığım sözlerim tamamen sözüm meclisten dışarıdır.

İnsanları zaman zaman sınıflandırırız. Kimisine mektepli-alaylı, kimisini de zengin-fakir gibi sınıflara ayırırız. Ben bu sefer farklı bir açıdan değerlendirmede bulunacağım. Güç zehirlenmesi dediğimiz insanların sahip olduğu güce yenik düşmesini ele alacağım. Bana göre güç zehirlenmesi  iki türlü olur; birincisi çok paraya sahip olan bir kişinin yoldan çıkması, ikincisi çok parayı yöneten bir kişinin yoldan çıkması. Çok paraya sahip olan, derdi tasası ve gelecek kaygısı olmayan insanlara halk dilinde ise tuzu kuru denilirken, çok parayı yönetenlere de makam mevki sahibi deriz. Çok parayı yönetenler bir zaman sonra güç zehirlenmesi yaşayabiliyor. Gücü elinde tutan insanlar zaman içinde bu zehirlenmeden etkilenerek önce yakın çevrelerindekileri siliyor, görmezden geliyor, uzak tutuyor. Zaman içinde ise kendisi de yalnız kalıyor.

Güç zehirlenmesi yaşayanların durumu fark edememeleri ise en büyük problem oluyor. İçinde bulunduğun durumun ne derece kötü olduğunu anlaşılmamasının yegane nedeni ise yakınında tuttuğu şakşakçılar. Şakşakçılar, öyle alkış tutuyor ki yaptığın her davranışa, sen de diyorsun ”ben neymişim be abi” psikolojisine sahip oluyor, vahşi egonun kölesi oluyorsun. Güç zehirlenmesi yaşayan makam mevki insanı etrafı tozpembe görüyor, at gözlüyle bakar hale geliyorsun. Şakşakçıların etrafında alkışlarıyla seni pençeliyor, farkında olmadan kendini yönettirir hale geliyorsun.

Güç zehirlenmesi yaşayanların tedavisi zor ama imkansız değil. İçinden bulunduğu bu zehirlenmeden kurtulmanın yegane yolu kan değişikliğidir. Kısaca etrafındaki şakşakçıları temizlemektir. Fakat durumu fark edemeyip zehirlenmeye devam edersen, son yakındır. Zirveden düşüşün bedeli çok ağır olur. Yere çakıldığında kimse elinden tutmaz hale gelirsin. Bu yüzden güç zehirlenmesinden bir an evvel kurtulmanın adımlarını atman gerekir.

Özgür DOĞAN

Gazeteci & Mühendis

Burdur, yerinde sayıyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2015 yılı nüfus bilgilerini geçtiğimiz günlerde kamuoyuna paylaşmıştı. İlimiz Burdur’un da il geneli ve merkez ilçe nüfusu da belli oldu.

İl genelinde yaklaşık Bin 500 kişilik bir artış yaşanırken, merkez ilçede yaklaşık 3 Bin civarında bir artışın olduğunu ortaya çıktı. Burdur’un il geneli nüfus bağlamında 250 Bin bandında yıllardır seyir etmesinin kırsaldan merkeze, merkezden de diğer illere göçün olduğu kanaatindeyim. Yani Burdur’un ilçeleri ve köylerinde yaşayan insanların kırsal hayattan taşınıp merkez ilçeye gelerek şehir hayatına geçtiğini, merkez ilçede yaşayan başta öğrenim görmek için il dışına giden gençler olmak üzere, Burdur’un yerlisinin merkezden göçtüğünü görüyorum.

Burdur’un asıl yerlisi olan yani Yenice Mahallelisi, Akın Mahallelisi, Bahçelievler Mahallelisi vs. gibi anneden babadan yerlisi dediğimiz kesimi Burdur’da tutamıyoruz. Öğrencilikle başlayan göç, şehir dışında bulunan iş, kurulan yuva olarak devam ediyor. Burdur’un yerlisi gençler üniversite hayatıyla başladıkları şehir dışına çıkışları temelli göçüş olarak devam ettiriyor. Naçizane kendi lise arkadaşlarımın yarısından fazlası üniversite eğitimi için gittikleri illerden geri gelmediler. İşlerini buldular ve yuvalarını Burdur dışında kurdular. Bu küçük bir örnek. Tabi ki sadece Burdur’dan göçün tek sebebi bu değil. Diğer illerdeki iş olanaklarının fazla olması, batı illerinin cazibe merkezi olması da Burdur’dan kopuşun nedenleri arasında.

Bir ilin nüfusu 2 türlü artar. Birincisi insanların doğal çoğalmaları, ikincisi ise göç almak. Eğer Burdur, nüfus artışı yaşayarak devletin bazı nüfus bazlı yatırımlarından faydalanmak istiyorsa öncelikle göç alması gerekiyor. Burdur’un göç almasını kolaylaştırmanın en yegane yolu cazibe merkezi haline getirmek. İnanın özel hastanesi, AVM’si, sosyal anlamda yeterli bir olmayan ve iş bulma olanağı yetersiz olan bir ili tercih etmek çok zor. Son donemde kıpırdayan nüfus artışımızın nedenini açıklamak çok zor ama bu artışı da sevinmemek lazım. Burdur’un merkez ilçesi mutlaka 100 Bin üzerine çıkması gerekiyor. Bu bağlamda öncelikle 2. Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması ve acilen ilk kazmanın vurulması şarttır.

2. OSB’nin 1998 yılından beri bir türlü hayata geçmemesi ilimize yapılan büyük ayıptır. Seçilmişlerin ve atanmışların artık elini taşına altına koyması, bürokrasiyi hızla işletmesi gerekiyor. Vatandaşın artık kuru vaatlere karnı tok. Hemşehrilerimiz büyük yatırımlar, iş olanakları, sosyal hayatta refah bekliyor. Burdur’un temel sorunlarından istihdam ve sosyal hayat standartları bir an evvel yükseltilmeli çünkü Burdur bunu çoktan hak etti.

Özgür DOĞAN

Gazeteci – Mühendis